Türkiye Karşıtı Ermeni Filmlerinden Bazı Örnekler

Yukarıda anlatılmaya çalışılan mekanizma belki de en iyi ürettiği filmler ile anlaşılabilir. Türkiye, Ermenilerce yapılmakta olan bir filmle uğraşırken geçen zaman içinde çok sayıda filmin yapıldığı ve Batı kamuoyunda Ermeni sorunu konusunda ciddi bir tekelin oluştuğu anlaşılmaktadır. Bu bölümde bu filmlerden bir kısmı tanıtılmaya çalışılacaktır.

Gölden Gelen Sesler: Gizli Bir Soykırım Hakkında Bir Film (Voices from the Lake: A Film About the Secret Genocide): 2000 yılında tamamlanan film son dönemde en çok ses getiren Ermeni filmleri arasında yer alıyor. 86 dakika ve J. Michael Hagopian yapımı ve İngilizce. Filmi gerçekleştiren kurum ise Ermeni Film Vakfı. Filmin tanıtımı siyasi Ermeni iddialarının tanıtımından farksız. Sürekli olarak 1915 olaylarının 20. yüzyılın ilk soykırımı olduğu ve hâlâ “gizli” olduğu iddia ediliyor. Filmin tanıtım broşürlerinde Gölden Gelen Sesler‘in “Ermeni soykırımı hakkındaki ilk uzun belgesel film” olduğu iddia ediliyor. Bu yorumun bir pazarlama stratejisi olduğu kabul edilse bile bu belgesel filmin Ermeni iddialarını son dönemde gündeme getiren en “başarılı” belgesel filmlerden biri olduğu söylenebilir. Film anlatılanların belgelere ve özellikle Batılı tanıkların gözlemlerine dayandığını iddia ediyor. Böylece izleyicinin iddiaları sorgulamasına izin vermek istemiyor. En çok üzerinde durulan husus ise dönemi yaşadığı iddia edilen kişilerin anılarıdır. Tanıtımda kullanılan bir diğer dikkat çekici iddia ise filmde şu ana kadar gizli kalmış birçok belge ve raporun bu belgesel sayesinde gün yüzüne çıktığıdır. Şu ana kadar Ermenilerce yapılmış birçok sahte belge olayı yaşandığından, Gölden Gelen Sesler‘in kullandığı belgelerin ne kadar orijinal olduğu kolaylıkla tahmin edilebilir.

Filmin video kaseti şu anda Ermeni videoları arasında en çok ilgi gören kasettir denebilir. Kaset ABD’de kitapçıklı ve kitapçıksız olmak üzere iki şekilde satılmaktadır. Kaset ile birlikte verilen kitapçıkta ise bilinen iddialar videodaki iddiaları kabul etmeyi kolaylaştırılacak bir tarzda verilmektedir.

Görev Berlin (Assignment Berlin): Görev Berlin‘in Yapımcısı ve yönetmeni Detroit’li (ABD) bir Ermeni olan Hrayr (Peter) Toukhanian’dır. Film Talat Paşa’nın Berlin’de suikasta uğrayışını tamamen bir Ermeni bakış açısıyla veriyor. Filmde suikasta uğrayan Talat Paşa olmasına ve bu olayın yüzyılın ilk terör olaylarından biri olmasına karşın yönetmen Görev Berlin’de asıl terörist olarak Talat Paşa’yı ve arkadaşlarını suçlamakta, Talat Paşa’yı öldüren katili ise Ermeni ulusunun bir kahramanı olarak yüceltmektedir. Zaten filmin tanıtımlarında filmin söz konusu katili ölümsüzleştirdiği büyük bir gururla ifade edilmektedir. Hal böyle olunca bu tür filmleri izleyen Ermeni gençlerinin terörü amaçları için “iyi bir yol” olarak görmelerinden daha doğal ne olabilir ki?

Görev Berlin, bu konuda yapılan uzun metrajlı ilk film olarak kabul ediliyor. Bu da Türkiye için büyük bir “ihmal” olarak yorumlanabilir. Filmin tüm tanıtımlarında Talat Paşa’dan “Ermeni soykırımının mimarı” olarak bahsediliyor. Tanıtımlarda en çok kullanılan ibarelerden biri de “gerçek bir tarih olayı” (an actual history event) ifadesidir. Bunun dışında bildik 1,5 milyon Ermeninin “acımasızca öldürüldüğü” iddiaları filmde ve tanıtımında yenileniyor. Yönetmen filmi önce Berlin’de çekmeyi düşünmüş. Ancak Berlin’e yaptığı gezide kullanmayı düşündüğü tarihi binaların büyük bir kısmının 2. Dünya Savaşı esnasında yıkıldığını görünce Detroit’te çekmeye karar vermiştir.[11] Filmin büyük bir kısmı da Detroit’te bulunan tarihi Mason Tapınağı’nda (Masonic Temple) çekilmiştir.[12] Zaten filmin ilk gösterimi de bu tapınakta 19 Şubat 1982 tarihinde 1500 kadar ateşli izleyicinin önünde gerçekleştirilmiştir. Tahmin edilebileceği üzere seyircilerin önemli bir kısmı Ermenidir ve filmin gösterimini büyük bir olaya dönüştürmüşlerdir. Filmin Batı yakasındaki gösterimi ise 14 ve 21 Ekim 1982 tarihlerinde 2.000’er kişilik seyirciler önünde yapılmıştır. Bu gösterimler de bölgedeki Ermenilerce geniş bir tanıtımla duyurulmuş ve gösterim gününden çok önce biletler tükenmiştir.[13]

Toukhanian’ın filminin çekim süreci ise tipik bir Ermeni yanlısı filmin serüvenini yansıtmaktadır. İlk olarak Amerika’daki Ermeni cemaati yardımını esirgememiştir. Bazı Ermeniler de çok düşük ücretlerle filmde rol aldılar. Ancak asıl önemli destek Amerikan kurum ve kuruluşlarından gelmiştir. Detroit’te bir film çektiği için filmin tanıtımına ve sanatsal hayatına katkıda bulunduğuna inanılan Toukhanian New Detroit şirketinden, şehrin belediye başkanından, yerel medyadan ve diğer bazı şirketlerden yardım almayı başarmıştır. Ayrıca Detroit şehri Sanat Konseyi de filme destek sağlamıştır. Bu desteğin bir kısmının siyasi nedenleri olabilir. Ancak yönetmenin Amerika’da hemen herkesin kullanabileceği kaynakları kendi ulusunun çıkarları için kullandığı söylenebilir. Bu bağlamda söz konusu örneğin filmleri için sadece Türkiye Cumhuriyeti devletinden destek bekleyen Türk sanatçıları için de faydalı olabileceği söylenebilir. Sonuçta yönetmen bir milyon dolarlık bir bütçe oluşturdu ve filmini çekti. Bütçe Amerikan şartları için mütevazi gelse de enflasyon ve ayni yardımlar göz önünde tutulduğunda bütçenin bugünkü Hollywood şartlarında birkaç milyon doları bulduğu söylenebilir.

94 dakikalık filmin Ararat filmine benzeyen bir diğer yönü ise filmin, yönetmen ile karısının ortak çabaları sonunda ortaya çıkmış olmasıdır. Filmi “evliliklerinin ve aşklarının önemli bir ürünü” olarak sunan Hrayr Toukhanian, filmin senaryosunun da eşi Sona Toukhanian tarafından kaleme alındığını söylemektedir.[14] Görüleceği üzere Ararat filmi de Atom Egoyan ve eşi Arsinée Khanjian arasındaki yakın işbirliğinin bir ürünüdür. Özetle her iki filmde de profesyonel destek ve yönlendirmeler kadar amatör ruhun ve idealizmin büyük bir rolü vardır. Diğer bir deyişle propaganda mekanizmasının en uç noktasında yer alanların önemli bir kısmı amatör ruhlu kişilerdir ve bu çalışmaları ile çok önemli bir görevi yerine getirdiklerini düşünmektedirler. Bu noktada dikkat çeken bir diğer konu ise her iki örnekte de Ermeni kadınının kocasından daha idealist ve milliyetçi olmasıdır. Nitekim her iki yönetmen de enerjilerinin tükendiği yerlerde eşlerinin kendilerini ısrarla teşvik ettiklerini söylemişlerdir.

Filmin başrollerinde dönemin görece tanınmış oyuncuları rol alıyorsa da Ermeni yönetmen Detroit’in yerel yeteneklerine ve bazı Ermeni isimlere de rol vermiştir.[15] Egoyan’ın Ararat‘ı çekerken Kanadalı isimleri ön plana çıkarması ve rol dağılımında politik seçimler yapmış olmasına benzer bir şekilde Toukhanian filminin başarısını baştan garantilemek istemiştir. Seçtiği yerel oyuncular ile filmi içinde bulunduğu bölge ve ülkeye mal ederken olabildiğince tanınmış sanatçılar geniş kitlelerin ilgisini çekecektir. Ermeni aktörler ise Ermeni toplumunun maddi ve manevi desteği için gerekli olmasının yanısıra, Ermeni sanatçıların yükselmesi için olanaklar sağlamak da diğer bir amaçtır.

Filmin başarısına gelecek olursak, film Ermeniler arasında büyük bir memnuniyet yaratmış ve gösterildiği dönemde neredeyse tüm Ermeniler filmi izlemişlerdir. ABD’de Ermenilerin yoğun olduğu bölgelerde yerel halk da filme ilgi göstermiştir. Filmin dağıtımını üstlenenInternational Releasing Corporation filmin Fransa, İtalya, İspanya, Yunanistan, Sovyetler Birliği, Avustralya, Tayland, Tayvan ve tüm Güney Amerika ülkelerinde gösterildiğini belirtmektedir. Bu ülkelerde sinema gösterimlerine ek olarak filmin video ve diğer kayıt türleriyle yapılmış kopyaları da dağıtıma sunulmuştur. Ermeni grupların tüm çabalarına karşın şirket filmden ciddi bir kâr elde edemediğini iddia etmiştir. Ancak bu açıklamaya şüpheyle yaklaşmak gerekir. Film, aradan geçen zamana karşın, halen dünyanın hemen hemen her ülkesinde video kasetler, internet, DVD vd. vasıtasıyla satılmaktadır. Ayrıca Ermeni diaspora dernekleri filmi toplu gösteriler ve düzenledikleri “festivaller” ile üyelerine ve yeni nesillere aktarmaya devam etmektedirler. Şüphesiz bundan bu derneklerin bulunduğu bölgedeki diğer etnik gruplar da etkilenmektedir. Buna en son örnek ARFYOC’un Toronto’da, Ermeni Toplum Merkezi’nde (The Armenian Community Centre) düzenlediği toplu gösterimidir. 25 Ocak 2002 tarihli gecede Görev Berlin filmi geniş bir kalabalıkça izlenmiştir. Filme girişler ücretsiz tutulurken tüm masraflar ARFYOC Ermeni derneğince karşılanmıştır. Bu da filmin etkisini hâlâ koruduğunu göstermektedir.

Mayrig (Anne): Henri Verneuil yapımı olan bu filmde başrolleri Ömer Şerif (Hagop) ile Claduia Cardinale (Araxi – Mayrig) paylaşmışlardır. Diğer rollerde ise şu isimler vardır: Gerard Torikian (Zaven), Nocolos Silberg (Savunma Avukatı), Stephane Servais (Azad).  1991 yılında çekilen film Ermeni “soykırım” iddialarının perdeye yansıdığı en önemli filmlerden biri olarak görülmektedir. Film 1921 yılında Fransa’ya göçen bir ailenin gurbette çektikleri sıkıntılar ile ilgilidir. Türkler yine “kötü adam” rolündedir. Film ayrıca Ermeni kadının konumunu işlediği için çeşitli yorumcularca övülmüştür.

Her ne kadar izleyici sayısı ile yönetmenini hayal kırıklığına uğratmışsa da, Mayrig Türkiye karşıtı Ermeni faaliyetlerinin sinemadaki en önemli odak noktalarından biridir. Dünyanın birçok şehrinde Fransızca olarak gösterilen filmin İngilizce alt yazılı versiyonu da mevcuttur. Film aradan geçen zamana karşın videolarının yanısıra bir çok Ermeni derneğince gösterilmeye devam etmektedir. En son gösterim Londra’da Gulbekian Hall’da 5 Şubat 2002 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Mayrig‘in dağıtımını M Pathe (İsviçre) ve AMLF (Fransa) firmaları üstlenmiştir.

Ermeni asıllı Fransız vatandaşı olan  Henri Verneuil’un gerçek ismi Ashot Malakian’dur ve 1920 yılında Anadolu’da doğmuştur. Fransız sinemasının önemli isimlerinden biri olarak gösterilmektedir. 1996 yılında tüm hayatı boyunca sinemaya yaptığı katkılardan dolayı “Fransa’nın Oscarı” sayılan Cesar onur ödülünü almıştır. En unutulmaz filmi olarak La Vache et le Prisonnier (1959) gösterilmektedir. Un Singe en Hiver (1962) filminde olduğu gibi Jean Gabin, Jean-Paul Belmondo, Alain Delon gibi Fransız sinemasının dev isimleriyle çalışmıştır. Tüm bu ününe ve başarılarına karşın, en büyük hayali olarak sözde “soykırımı” filme çekmeyi amaçlayan Henri Verneuil bu hayaliniMayrig‘le gerçekleştirmiştir. Yönetmen 11 Ocak 2002 tarihinde Paris’te vefat etmiştir.[16]

Hasret (The Yearning, Karot): 1990 Ermenistan yapımı, 137 dakikalık bir sinema filmidir. Ermenistan’da yapılmış olmasına karşın Batı’daki Ermeni diaspora derneklerince tanıtımı yapılmakta ve dağıtımı gerçekleştirilmektedir. Filmin başrollerinde Levon Sdharafyan, Rafayel Atoyan ve Galia Novents rol alıyorlar. Yönetmeni Frunze Dovlatyan olan filmin konusu hayli dramatiktir. Arakel Aloyan adlı Ermeninin köyü Türkler tarafından yakılmış ve köydeki tüm kadınlara tecavüz edilmiştir. Bunun üzerine Sovyetler Birliği’ne geçen Aloyan tüm olanlara karşın hâlâ köyünü özlemektedir. İçindeki hasret duygularını engelleyemeyen Aloyan tamamen insani duygular ile Sovyet sınırını geçer. Amacı ailesinden geriye kalan mezarları ziyaret edebilmek ve evlilik töreninin gerçekleştirildiği “kiliseden geriye kalan” duvarları öpebilmektir. Ancak Sovyet hükümeti bu çabayı bir casusluk girişimi olarak görür ve olaylar bu örgü üzerine gelişir.

Filmin özellikle ilk kısımlarında “Türk vahşeti” özenle işlenmiştir. Buna ek olarak filmin tanıtımlarında “Batı ve Doğu olarak ikiye ayrılmış bir milletin trajedisi” ifadeleri kullanılmakta ve Türkiye topraklarının “Batı Ermenistan” olduğu ısrarla vurgulanmaktadır. Film Ermenice olmasına karşın İngilizce alt yazılıdır ve ABD’de yoğun bir şekilde pazarlanmaktadır.

Ermeni Soykırımı, Osmanlı İmparatorluğu Ermeni Nüfusunun Yok Edilişi 1915-1923 (The Armenian Genocide, Annihilation of the Armenian Population of the Ottoman Empire 1915-1923): 1991 Atlantis Productions, Inc. yapımı 25 dakikalık bir belgeseldir. Daha çok video ve VCD şeklinde hazırlanan yapımın asıl hazırlanma amacı okul çağındaki çocukların “eğitimi”dir. Kasetin yanında bir de çalışma rehberi verilmektedir. Öğretmenler için ise öğretmen rehberi hazırlanmıştır. Ermeniler özellikle ABD’de filmi soykırım tarihi konusunda okullara yardımcı materyal olarak önermektedirler. Kasete Ermenilerin dışında en çok Yahudilerin ve soykırım konusunda hassas Amerikalı eğitmenlerin ilgi gösterdikleri söylenebilir. Özellikle Holokost konusunda destekleyici materyal arayan Yahudi öğretmenler bu filmi Ermeni sorunundan habersiz bir şekilde Yahudi holokostunu daha iyi anlatabilmek için kullanmaktadırlar. Böylece film sadece Türkiye aleyhtarı bir kamuoyu oluşturmakla kalmamakta genç yaşlardan itibaren Türk ve Yahudi toplumlarının arasını açmak için de kullanılmaktadır. Yapımcı firma filmin Kaliforniya Eyaleti Müfredat Geliştirme ve Yardımcı Materyaller Komisyonu (The Curriculum Development and Supplement Materials Commission of the State of California) için hazırlandığını belirtmektedir.

Musa Dağı’nda Kırk Gün (Forty Days of Musa Dagh): Independent Production tarafından yapımı gerçekleştirilen 120 dakikalık bu film Ermeni iddialarını dile getiren en önemli filmlerden biridir. Dili İngilizce olan filmde ve filmin tanıtımında Ermenilerin Türkler tarafından “soykırım”a uğratıldıkları ve işkenceye maruz kaldıkları anlatılmaktadır. Filmde Türk askerlerinin işkenceyi “severek  gerçekleştirdikleri” işlenmektedir. Film Avusturyalı yazar Franz Werfel’in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanmıştır. Filmin çekimi ve dağıtımını engelleyebilmek için gerek Türk hükümetinin gerekse ABDli yetkililerin karşı girişimde bulunduğu iddia edilmektedir. Ancak bu konuda somut bir önlemin alındığını söylemek zordur. Buna karşın bazı Ermeni araştırmacılar söz konusu romanın 1940’lı yıllarda sinemaya çekilmek istendiğini, ancak Türk lobicilik faaliyetleri nedeniyle bunda başarı sağlanamadığını iddia ediyorlar.[17]

Filmin video kasetleri halen raflardadır. Ayrıca Ermeni dernekleri özellikle 24 Nisan’larda bu filmi geniş kitlelere göstermektedirler.[18]

Bir Ermeni Yolculuğu (An Armenian Journey): 1987’de gösterime girmiş olan bu film 56 dakika sürüyor. Film bir WGBH Boston yapımı. Filmde Theodore Bogosian sözde “soykırım” tanıklarından biriyle Türkiye’ye “katliam”ın yapıldığı yerleri gezmeye gitmektedir.

Ermeni Davası (The Armenian Case): J. Michael Hagopian tarafından yazılıp yapımı gerçekleştirilen film belgesel türündedir ve 1975 yılında gösterime girmiştir. 45 dakikadır. Belgeselde 1915 olaylarından kurtulduğu iddia edilen kişilerin diliyle olaylar tamamen Ermeni bakış açısı çerçevesinde veriliyor. Birinci Dünya Savaşı ile başlatılan “hikaye”de bol miktarda “barbar Türk” görüntüsünün dışında olaylardan sonra Ermenilerin nasıl tüm dünyaya yayıldıkları ve diasporada yeni bir yaşam başlattıkları anlatılıyor. Belgeselde dikkat çekici bir diğer nokta ise Ermeni iddialarının sürekli olarak Batılı, özellikle de Amerikan kaynaklarıyla desteklenmesidir. Amerikan Başkanı Wilson’ın azınlıklar ve Ermeniler konusundaki planları belgeselde Ermeni iddialarına önemli bir zemin oluşturmuştur. Filmin yapımcısı Hagopian diaspora Ermeni film sektörünün önde gelen isimlerindendir. Ermeni Film Vakfı’nın kurucusu da olan Hagopian, aynı zamanda birçok Ermeni filminin üretimini üstlenen Atlantis Productions’ın da başkanıdır. 1954 yılından beri kendisini Ermeni siyasi görüşlerini yaymaya adamış olan Hagopian bu tarihten günümüze dek özellikle sinema ile eğitimi birleştirmeyi amaçlamıştır. Belki de Ermeni Davası benzeri filmlere ağırlık vermesinin en önemli nedeni de budur. Diğer bir deyişle Amerikan okullarında gösterilebilecek filmler hazırlamıştır. Seyircinin yaşı ne kadar küçülürse gösterilecek filmlerin etkisinin daha çok olacağı açıktır. 70’in üzerinde belgesel ve filme imza atan Michael Hagopian aynı zamanda çeşitli üniversitelerde ders de vermiştir. Hagopian’ın filmlerinin büyük bir çoğunluğunun ABD Eğitim ve Etnik Miras Programı (US Office of Education and Ethnic Heritage Program), Kaliforniya Beşeri Çalışmalar İçin Gelir kurumu (California Endowment for Humanities) ve Kaliforniya Eyaleti Eğitim Bakanlığı’ndan sağlanan maddi yardımlar ile gerçekleştirildiğini hatırlatmakta yarar vardır. Belgeselin video kasedi halen ABD’de 29 Dolar’dan tüm ABD eyaletlerinde satılmaktadır.

Bir Sessizlik Duvarı, Ermenilerin Konuşulmayan Kaderi (A Wall of Silence, The Unspoken Fate of the Armenians): 1997 yapımı ve yönetmeni Dorothee Forma. Dili İngilizce, 54 dakikalık bir belgesel. 20. yüzyılın ilk soykırımının Ermenilere yapıldığı iddiası tekrar ediliyor. Belgesel esas olarak iki kişinin Taner Akçam ve Vahakn Dadrian’ın hayat hikayeleri üzerine kurulmuş. Yapımcı, Taner Akçam’ı “Türk tarihçisi” olarak sunuyor ki bu doğru değildir. Taner Akçam tarih eğitimi almadığı gibi çalışmaları da tarih çalışması olarak değerlendirilemez.[19] Ayrıca “dengeleyici unsur” olarak düşünülmüş olan Taner Akçam’ın Türk görüşünü temsil gücünün ne kadar olduğu da bir başka soru işaretidir. Ancak yönetmenin bunlarla pek bir ilgisi yoktur. Onun amacı Ermeni “soykırım” iddiasını Akçam ve Dadrian’ın dilinden ispatlamaktır. Akçam bu filmde Türkiye’nin tarihiyle yüzleşmesi gerektiğini iddia ederek, Türklerin geçmişe dönük “hatalar”ını yeniden gözden geçirmeleri gerektiğini söylüyor. Filmin isminin Bir Sessizlik Duvarı olmasının nedeni ise tahmin edileceği üzere Ermeni iddialarının “hak ettiği ilgiyi göremediği” kanaatidir. Yapımcı firma ise HBF’dir.

Unutulmuş Soykırım (The Forgotten Genocide): Bir J. Michael Hagopian filmi daha. Seslendirme Mike Connors’a yaptırılmıştır. Unutulmuş Soykırım 28 dakikalık bir belgesel olmasına karşın sağladığı popülarite birçok uzun metrajlı filmden daha fazla olmuştur. Belgesel iki dalda Emmy ödüllerine aday gösterilmiştir. Bu da ilginin boyutlarını açıkça göstermektedir. Ayrıca ismi ile bir çok Ermeni yanlısı kişiye de ilham vermiştir. Filmde tanıkların ve arşiv belgelerinin Ermeni iddialarını kanıtladığı iddia ediliyor. Filme daha sonra 17 dakikalık bir de ek yapılmıştır.

Bitlis’ten Fresno’ya: Fresno’lu Karabianlar, California’da Bir Ermeni Ailenin 100 Yılı (From Bitlis to Fresno: 100 Years of an Armenian Family in California, the Karabians of Fresno): 56 dakikalık bir belgesel filmidir. J. Michael Hagopian belgeseli hem yazmış hem de yönetmiş. Bu tür filmlerin en önemli etkisi Ermenilerin Amerikalı olduklarını kanıtlamanın yanında Anadolu’nun da Ermeni anayurdu olduğu iddiasını desteklemektir denebilir.

Herkes Burada Değil: Ermeni Soykırımı Aileleri (Everyone’s Not Here: Families of the Armenian Genocide): Amerika Ermeni Asamblesi (The Armenian Assembly of America) tarafından hazırlanan bu belgesel de daha çok eğitim kurumlarını hedefliyor. 28 dakika süren bu video kasetin yanında bir de “çalışma rehberi” veriliyor. Filmde bildik iddialar yenilenirken ailelerin nasıl parçalandığı noktası üzerinde durularak siyasi iddialarda insani bir boyut açılarak Amerikan toplumu en zayıf noktasından yakalanmaya çalışılıyor.

Gizli Holokost: 20. Yüzyılın İlk Soykırımı (The Hidden Holocaust: The First Genocide of the 20th Century): A & E Home Video şirketi tarafından yapılmış olan belgesel 45 dakikadır.

Klikya… Yeniden Doğuş (Cilicia… Rebirth): 27 dakikalık belgesel. Video kaset olarak satılıyor. Ermeni Film Vakfı’nca finanse edilen filmin senaryo yazarı ve yapımcısı J. Michael Hagopian’dır. Belgeselin tarih danışmanlığını ise Kaliforniya Üniversitesi’nden (Los Angeles) Prof. Avedis K. Sanjian yapmıştır. Belgeselde Ermenilerin Anadolu’nun güneydoğusu ve bugünkü Suriye’nin bir kısmında büyük bir medeniyet yarattıkları iddia edilerek Kilikya Krallığı’na atıfta bulunuluyor. Belgeselin iddiasına göre Birinci Dünya Savaşı’nda büyük bir katliama uğrayan Ermenilerden sağ kalanlar Suriye’nin Halep kentinde yeniden dirilmişler ve hayata dört elle sarılmışlardır. Tipik bir Hagopian filmi olan Klikya’da diğer filmlerde olduğu gibi Ermeniler büyük felaketlere rağmen yılmayan, adeta sıfırdan yeniden ayağa kalkmayı başaran bir ulus olarak gösteriliyor. Benzeri bir temanın Ararat‘da da olduğu görülecektir. Bu anlayışın kendilerini Nuh Efsanesi ile ilişkilendiren Ermeniler arasında yaygın olduğu söylenebilir.

Tarihi Ermenistan (Historical Armenia): Belgesel niteliğindeki 53 dakikalık film J. Michael Hagopian tarafından yazılmış ve görüntülenmiştir. Seslendirmeyi gerçekleştiren ise Guy Runnion’dır. Filmde Ermenilerin ‘anavatanı’na yolculuk yapıldığı iddia edilmesine karşın gösterilen şehirlerin İstanbul, Ankara, Adana, Gaziantep, Van, Bitlis gibi şehirler olması dikkat çekicidir. Bu video kaseti izleyen seyirci Anadolu ile bugünkü Ermenistan’ın tek bir ülke olduğunu ve buranın da Ermenilerin anavatanı olduğunu düşünebilir. Zaten amacın da bu olduğu kolayca tahmin edilebiliyor. Film diğer filmlerdekine benzer bir şekilde Ermeni iddialarını Amerikan kaynaklarına dayandırmaya çalışıyor. Filmin tanıtımında film ekibinin 1919 yılında Türkiye’ye (şirket “Türkiye ve Ermenistan’a” diyor) gönderilen Amerikan misyonunun izlediği güzergahı izlediği belirtiliyor. Böylece izleyici ile film arasında bir “gönül bağı” kurulmaya çalıştığı iddia edilebilir.

Komitas: 1988 Batı Almanya yapımı ve 96 dakikalık bir filmdir. Uluslararası alanda en çok ses getiren Ermeni filmlerinden birisidir. Filmin yönetmeni bir Sovyet Ermenisi olan ve şu anda Berlin merkezli olarak çalışmalarını yürüten Don Askarian’dır. Kimi eleştirmenler Askarian’ı, Sergei Paradjanov’dan sonra gelen en önemli Ermeni yönetmen olarak değerlendiriyor.[20] 1949 Yukarı Karabağ doğumlu olan yönetmen asıl ününe Sovyetler Birliği döneminde kavuşmuştur. Moskova’da yönetmen yardımcısı olarak çalıştığı dönemde eleştirel yaklaşımı nedeniyle hapsedilen Askarian 1978’de Batı Berlin’e (Batı Almanya) göç etmiş ve o günden bugüne kadar da bu ülkede çalışmalarını yürütmüştür. Denebilir ki Don Askarian uluslararası festivallerde filmleri en çok gösterilen Ermeni yönetmenlerden biridir.

Samvel Ovasapian’ın başrolü oynadığı Komitas‘ta Türklerin milyonlarca Ermeniyi öldürdüğü iddiası ispatlanmış, genel kabul görmüş bir veri olarak alınıyor ve gelişmeler bu “varsayım” üzerine kuruluyor. Filme göre, filmin kahramanı olan Komitas, Kütahya doğumlu müzisyen bir Ermeni keşişi ve 1915 yılında Türklerin gerçekleştirdiği katliamları görünce aklını yitiriyor. Film bundan sonra gelişen olayları ele alıyor.

Komitas‘ın sağladığı başarıları arasında en önemlilerinden biri de Interfilm ödülünü (Interfilm Prize) almış olmasıdır. Dini kurumlar ile bağlantılı olan bu ödülü veren jürinin gerekçesi de kararın ne kadar siyasi olduğunun ve sanatsal kriterlerin en önemli öncelikler arasında yer almadığını kanıtlar: “1915 toplu katliamının ardından kendisini sessizliğe gömen keşiş ve besteci Komitas ile birlikte bizler de onun ve halen yası devam eden Ermeni halkının acılarını paylaşıyoruz.”[21]

Filmde Ovasapian dışında rol alan sanatçılardan bazıları şunlardır: Onig Saadatian, Margarita Woskanjan. Film Almanca, ancak İngilizce altyazılı olarak sunuluyor. Film halen “Türklerin işlediği Ermeni soykırımı” ibaresiyle yan yana anılmaya devam ediliyor.[22]

Avetik: Bir diğer Don Askarian filmi. 1992, Ermenistan ve Almanya ortak yapımı. Film Ermenice ancak İngilizce alt yazılı. 84 dakika sürüyor ve renkli. Filmin kahramanı, tıpkı yönetmen gibi, Berlin’e sürülmüş bir Ermeni film yönetmeni. Filmde Alman ırkçılığından 1989 Ermeni depremine ve 1915 olaylarına kadar bir çok trajik olaya atıf var.[23] 1915 olaylarının Ermeni bakış açısıyla verildiğini söylemeye gerek yok. 1915 olayları, Nazi askerleri, Karabağ çatışmaları gibi bir çok olayın birarada verilmesi izleyicide Hitler faşizmi ile “Türk barbarlığı” benzerliğinin oluşmasına neden olmuş olabilir. Nitekim filmin hemen hemen tüm eleştirilerinde “Türklerce yapılan soykırım”dan bahsedilmesi de bu gereçeğe işaret ediyor. The Japan Times‘da yayınlanan eleştiriden alınan şu ifadeler bu konuda iyi bir örnek oluşturuyor:

“… Bunlar Avetik’in sürgündeki yaşamındaki düşüncelerini içeriyor; Alman ırkçılığı, 1915’de Ermenilerin Türkler tarafından soykırıma uğratılması (Holokost boyutunda dehşet verici bir olay), büyük yıkıma yol açan 1989 depremi (Ermeniler bu depreme Rusların sismik cihazlarının yol açtığına inanıyorlar)….”[24]

Geri dönüşler, hayaller ve alışılmışın dışında diyalogdan ve müzikten yoksun yapısıyla izlenmesi zor bir filmdir Avetik. Askarian’ın diğer filmleri gibi sınırlı bir seyirci kitlesine hitap ediyor. Ancak hitap ettiği kitlenin entelektüel açıdan etki gücü yüksek kişilerden oluştuğu söylenebilir. Ermeni diaspora derneklerinin özel çabasıyla filmin ulaşabileceği en geniş izleyici kitlesine ulaştığı da görülmektedir.

Dağlık Karabağ: Ermeni Tarihinin Üçüncü ve Dördüncü Cildi (Nagorny Karabakh: The Third and Fourth Volume of the Armenian History): Film 1988 yapımı. 60 dakika ve Almanya yapımı. Don Askarian’ın yönetmenliğini yaptığı bu belgeselin yapımcılığını ise Don Askarian ile Margarita Woskanian üstlenmişler. Dili Rusça ve Ermenice olan film İngilizce ve Almanca alt yazılı olarak Alman televizyonlarında da yayınlandı. Şu anda video kasetleri satılan belgesel tamamen Ermeni bakış açısı ile Azerbaycan devletini baskıcı ve hukuk tanımaz bir devlet olarak gösteriyor.

İddialara göre Askarian 1988’de Karabağ için yapılan büyük gösterileri gizlice filme aldı ve bunları kaçırdı ve bu belgeseli ortaya koydu. Belgeselde doğal olarak sadece miting görüntüleri yok. Azerbaycan Türklerine dönük suçlamalar yapılıyor. Ayrıca bugün Azerbaycan’ın önemli bir kısmını işgal etmiş bulunan Ermeniler “mağdur kişiler” olarak gösteriliyor. Filmde çok sayıda tecavüz, işkence ve cinayet görüntüleri var ve bunlar Türkler tarafından gerçekleştirilmiş olarak sunuluyor. Birçok uluslararası festivalde gösterilen filmin bir eleştirisinin “Etnik Temizlik Kirli Gerçeğinin Tasviri” başlığıyla yayınlanmış olması filmin Batı’daki etkisi hakkında bir fikir veriyor.[25]

Film son 10 yıldır Alman kamuoyuna odaklanan Ermeni lobisinin önemli ürünlerinden biridir.

Eski Roma Yolunda (On the Old Roman Road): Don Askarian’ın bir başka sürgünde sanatçı filmidir. 76 dakika sürüyor. 2001 yapımı ve Askarian’ın en son projelerindendir. Filmde Rotterdam’da (Hollanda) yaşayan bir Ermeni yazarın, yani Levon’un geçmiş ile güncel yaşantısı arasındaki gidip gelmeler konu ediliyor. Levon geçmişinde birbiriyle çelişen o kadar değişik öge hatırlıyor ki; bir Türk polisi, kızıl saçlı bir kız, Türk cesetlerini soyan bir akrabası, baskı, gözyaşı, develer, köpekler vs. Tüm bunları estetik ile siyasi baskıların çelişkisi olarak veren yönetmen, diğer taraftan güncel olayları günümüz Hollandasına bağlıyor. Filmin bu kısmında Ermeni teröristlerinden ve bir Kürdün “trajedisi”nden de bahis var. Filmde yanlış yapan Ermeniler de var, ancak bu yanlışların yanlış olup olmadığı kesin bir çizgi ile ayrılmış değil. Hatta bazı yanlışların sanki refleks halinde meşrulaştırılmaya çalışıldığı görülebiliyor.

Film İngilizce ve Ermenice. Ayrıca gerekli olan bölümlerde İngilizce alt yazı da kullanılıyor.

Dağlardaki Karanlık Orman (Dark Forest in the Mountains): Karabağ konusu Ermenilerin kendilerini aklayabilecekleri belki de en son konudur. Uluslararası hukuk kurallarını açıkça ihlal ederek bir devletin topraklarının beşte birini işgal eden ve bir milyon kişiyi mülteci durumuna sokan Ermeni saldırganlığını savunabilmek dahi çok güçtür. Ancak sinema büyülü bir alandır. Kameralar her zaman doğruları ve gerçekleri göstermez. Sinema perdesine her zaman haklılar yansımaz. Son dönem Ermeni filmleri bunun en güzel kanıtıdır. Dağlardaki Karanlık Orman bu tür belgesel filmlere iyi bir örnek oluşturur. Roger Kupelian’ın bu filminde suçlu ile mazlum yer değiştirmiştir. Birçok sinema salonunda ve üniversite kampüslerinde gösterilen bu film Ermeni sinemasının güncel konularda da oldukça etkili bir şekilde kullanıldığını göstermektedir.

Yönetmen Kupelian belgeseli neden çektiğini şu sözlerle açıklıyor:

“O dönemde Kafkasya’da Azerbaycan ile yeni bağımsız olan Ermenistan arasında çok bilinmeyen bir savaş vardı. Bir Bosna durumu söz konusuydu, Azerbaycan hükümeti Stalin döneminde çizilmiş bulunan sınırlarda etrafı çevrilmiş bir Ermeni grubunu bölgeden çıkarmaya ve baskı altına almaya çalışıyordu. Basın konuyla ilgili bazı şeyler yazıyordu, ancak bunlar etkili olmaktan uzaktı. Bölge ile geçmişten gelen kan bağları bulunan bir kişi olarak bunun oraya gidip gerçek bir hikayeyi filme çekmek için iyi bir fırsat olduğunu düşündüm.”[26]

Ermenistan İçin Manda Yönetimi (Mandate for Armenia): 25 dakikalık bu belgeselde çok gizli bazı Amerikan belgelerinin ortaya çıkarılarak tarihe ışık tutulduğu iddia ediliyor. Dönemin ABD Başkanı Woodrow Wilson’ın General James G. Harbord’u araştırma yapması için Anadolu’ya gönderdiğini iddia eden belgeselde Ermeni iddiaları tekrarlanıyor. Filmde sıkça Ankara, İstanbul, Harput, Diyarbakır, Mardin, Erzincan, Erzurum ve Erivan görüntüleniyor. Filmin tarih danışmanı ve seslendiren kişisi Prof. Richard G. Hovannisian (UCLA). Ayrıca tarih danışmanı olarak James B. Gidely’den de (Kent State University) yararlanıldığı belirtiliyor.

Halkım Nerede? (Where Are My People?): Klasikleşmiş bir J. Michael Hagopian yapımı 28 dakikalık belgeseldir. Birinci Dünya Savaşı ve sonrası dönem Ermeniler açısından değerlendiriliyor. Video kasetinin ABD’deki satış fiyatı 29 Dolar’dır. 1965 yapımı olan bu filmin Ermeni “soykırım” iddialarını belgeselleştiren ilk yapım olduğu belirtiliyor.

Amerikalı Ermeniler (The Armenian Americans): ABD ve Kanada Ermenileri arasında gözlemlenen en çarpıcı özellik birbirlerine olan bağlılıklarıdır. Belli bir başarıyı yakalamış olan Ermenilerin kendilerinden daha alt düzeyde olan Ermenilerin yükselmeleri için ellerinden geleni yapıyor olması diğer tüm etnik gruplara örnek olacak düzeydedir. Amerikalı Ermeniler de benzeri bir anlayışın ürünüdür. ABD’de başarılı olmuş ünlü Ermenilerin hayat hikayelerini anlatan filmin vermek istediği bir mesaj da Ermenilerin Amerikan kültürünün ayrılmaz bir parçası haline geldikleri ve Amerikan kültürüne vazgeçilemez katkılarda bulunduklarıdır. Filmde Türklerden çok da hoş bahsedilmediği kolayca tahmin edilebilir.

Film 2000 yılında üretilmiş. 90 dakika ve renkli. Dili İngilizce. Yapımcısı ve yönetmeni ise Andrew Goldberg. Tanıtımı yapılan isimler arasında tenisçi Andre Agassi, yazar Peter Balakian, aktör Mike Connors, aktör / yazar Eric Bogossian, aktrist / yazar Andrea Martin, NCAA basketbol koçu Jerry Tarkanian da bulunuyor. Bunlara ek olarak birçok tanınmış sima da bu video kasette yer bulmuştur. Bu isimlerden bazılarının birçok sinema projesinde biraraya gelmesi aralarındaki bağı da ortaya koymaktadır.

Kaliforniya Ermenileri: İlk Kuşak (California Armenians: The First Generation): Bir Michael Hagopian yapımı daha. 30 dakikalık bir belgeseldir. Kaliforniya Ermenileri’nin özellikle Osmanlı İmparatorluğu’ndan (filmde ısrarla Türkiye olarak belirtiliyor) bu bölgeye nasıl geldikleri ve ne gibi zorluklarla karşılaştıkları anlatılıyor. Her zaman olduğu gibi “soykırım” iddiaları bu filmin de “olmazsa olmaz”ı. Filmin video ve VCDleri ABD’de halen satılmaktadır.

Ağrı Dağı İşareti (Ararat Beckons): Ağrı Dağı’nı ve Ermeniler için önemini anlatan 49 dakikalık bu belgeselde sanatsal bir dil kullanılıyor. Ermeni iddiaları ile sanatın birleştiği bir yapıt. Hagopian yapımı olan belgeseli Mike Connors seslendiriyor. Film 1995 Atlantis Productions, Inc. üretimi. Filmin dili İngilizce, ancak Ermenice versiyonu da bulunuyor.[27]Belgeselin tanıtımda filmlerin Türkiye’den uzun uğraşlar sonucunda kaçırıldığı iddia ediliyor.

Ağrı Dağı’na Dönüş (Back to Ararat): Ağrı Dağı’na Dönüş yine Ermeni “soykırım” iddiasını ele alıyor ve ilginçtir yapımcı firma filmin tanıtımını “bu olayı ele alan ilk film” cümlesiyle yapıyor. Filmin yapım yılı 1988. Yönetmeni ise İsveçli yapımcı Pea Holmquist. Video kasetleri halen satılmakta olan 100 dakikalık bu film birçok Amerikan halk kütüphanesinde de bulunabiliyor. Filmin 8 Haziran 1989 günüThe Boston Globe‘da yağılan değerlendirmesi Batı kamuoyundaki etkisinin boyutlarını da gözler önüne seriyor:

Ağrı Dağı’na Dönüş‘ün en güzel sahnesi 1915’ten sağ kalmayı başaranlar ile yapılan mülakatların olduğu kısım (Bu kişiler o zaman çocuktu. Şimdi ise 80’li yaşlardalar). Bu sahneler bizleri bir zamanlar Ermenistan olan Türkiye’nin güzel fakat boş kırsal kesimine götürüyor. Hâlâ oralarda yaşayan yaşlı bir kadın ‘kendi ülkemde mülteci gibiyim’ diyor. Şu anda Almanya ve New York’ta yaşayan hayatta kalanlar bunun nasıl olduğunu anlatıyorlar. Ermeniler vuruldular, kuyulara atıldılar, bıçaklandılar ya da birçoğunun sonunda öleceği Suriye’ye yolculuğa zorlandılar. Birçoğuysa mağaralarda diri diri yakıldılar. Türkiye hükümeti hala Ermeni nüfusunun üçte ikisini yok eden bu katliamı tanımayı reddediyor. Hatta tanımak yerine ‘yeniden yerleştirme’den ya da savaş şartlarından kaynaklanan her iki tarafın kayıplarından bahsedebiliyor…. Film tarihi belgesel türü için iyi bir çalışma. Ancak bazen günümüz olaylarına kayarak odak noktasını kaybediyor. Örneğin belgeselde bir Türk diplomatını vuran aşırı bir Ermeni ile röportaj var. Yine anayurtlarının bir gün Türkiye’den kurtarılacağını düşünen hayalperest bir New York’ta yaşayan genç bir çiftle yapılmış röportaj da var.”[28]

Filmin Türkiye’de yapıldığı söylenen çekimlerinin bulunduğu kısımda 92 yaşında yaşlı bir kadınla yapılan söyleşi de var. O dönemi büyük bir üzüntüyle anan yaşlı kadın çekim ekibine “eğer polis duyarsa sizi alır götürürler. Dikkatli olun” diyor. Tabii bunu söyleyen yaşlı Ermeni kadının bir Anadolu köyünde onlarca yıl nasıl kalabilmiş olduğu sorusu filmde hiçbir şekilde sorgulanmıyor.

Efsane (Legacy): Yapım, senaryo ve yönetim Hagopian’a ait. Türkleri kötüleyecek ne varsa bu 23 dakikalık belgeselde bulmak mümkün; İzmir’i Türklerin yaktığı iddialarından birçok Ermeninin Suriye çöllerinde Türkler tarafından öldürüldüğü argümanına kadar. Filmi seslendirenler George Deukmejian, Mike Connors ve Walter Karabian.

Burası Ermenistan (This is Armenia, 1998): 60 dakika, İngilizce, yönetmen Arsen Aslanian, yapım MGN/Paradise.

Ermenistan Filmleri ve Ermenice Filmler: Ermeni filmleri ağırlıklı olarak diaspora kaynaklı olmakla birlikte çok sayıda Ermenistan kaynaklı film de vardır. Ayrıca diasporada Ermenice çekilmiş filmlerin sayısı da azımsanmayacak bir düzeydedir. Ancak bu filmlerden diğer dillere çevrilmesinde yarar görülenler başta İngilizce ve Fransızca olmak üzere diğer dillere çevrilmektedir. Örneğin Anavatanımız Ermenistan[29](Our Fatherland Armenia, 1999) Ermenice olmasına karşın İngilizce versiyonu da çıkarılmıştır. Bunun dışında Ermenice filmlerin neredeyse tamamı bir diğer dilde (İngilizce, Rusça, Almanca veya Fransızca) alt yazılı olarak seyirciye sunulmaktadır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*